Jeotermal Akışkanda Karşılaşılabilecek Sorunlar


1)KABUKLAŞMA:

  Jeotermal akışkanlar bileşimlerinin ve asiditelerinin (pH) bir fonksiyonu olarak çoğu kez kireç (CaCO3) ve bazı durumlarda ise silis (SiO2) kabuklaşmaları yapabilirler. Bu kabuklaşmalar sondaj boruları içersinde olabildiği gibi seperatör içersinde, eşanjör levhalarında, türbin kanatlarında ve iletim borularında da olabilir.

  Suları 350 ppm'den daha fazla SiO2 içeren termal sahadaki sondajlarda, sıcaklığın belli bir limitin altına düşmesi halinde, borular içersinde SiO2 kabuklaşması kendini gösterir.

  Kaynak sularındaki pH'ın 6 ile 8 arasında olduğu Ca++ iyonu konsantrasyonunun birkaç ppm'i bulduğu her termal ortamda ise CaCO3 kabuklaşması görülür. Bunun nedeni, kuyunun üretime geçmesiyle birlikte basıncın, dolayısıyla CO2 gazı kısmi basıncının düşmesi ve yeni basınç dengesi koşuluna uyacak şekilde,

sıvı ortamdan atmosfere doğru CO2 gazı kaybı ile, pH yükselmesi ve suda erimeyen CaCO3 kimyasal tuzunun oluşarak sıvı ortamı terk etmesidir.

  Bu duruma karşı bazı önlemler alınır. Tabii ki bu önlemlerin en basiti üretimi zaman zaman durdurarak mekanik yolla temizleme yapmaktır. Diğer bir önleme, kuyubaşı basıncını belli bir limitin daima üzerinde kalacak şekilde yüksek tutmaktır. Tabii bu da üretimin kısılması ve kuyu veriminin düşmesi demektir.

  Kuyu içi kabuklaşmasını engelleyecek diğer bir yöntem ise, kuyu içersine belli bir basınç altında (kompresör ile), CO2 gazı enjekte edilmesidir. Son yıllarda geliştirilen diğer bir yöntem de, kuyu içerisine belli miktarlarda 'inhibitör' genel adı ile bilinen ve formülleri, üreten firmalarca gizli tutulan bazı kimyasal maddelerin enjekte edilmesidir.

  Kuyu dışındaki taşıma yollarında gelişebilecek kabuklaşma, korozyon vb olumsuz etkileri önlemek için ise, jeotermal akışkanın ısıl enerjileri, 'eşanjör' denilen ısı değiştiricilerinde, kullanılabilir özellikteki sulara aktarılır. Ancak bu işlem tabiki bir miktar enerji kaybı ile uygulanabilir.

2)KOROZYON:

  Bazı jeotermal akışkanlar ise, yukarıda bahsedilenlerin aksine olarak 'agressif'tirler, yani asit karakterli olup, betonu, metalleri, harçları vb malzemeyi kemirebilirler.

  Bunun önlenebilmesi için korozyona dayanıklı (genellikle plastik) malzemenin kullanılması yeğlenmeli ve toprağa gömülü metalik elemanlar, katodik koruma ile korozyonun etkisinden kurtarılmalıdır.

  Problemin diğer bir çözüm alternatifi de, jeotermal akışkanın direkt olarak kullanımı yerine, ısı enerjisinin, eşanjörler vasıtasıyla agresif olmayan başka bir suya aktarılarak değerlendirilmesidir.

3) ISI KAYBI:

  Jeotermal akışkanı kuyu başından türbinlere, meskendeki radyatörlere vb yerlere ileten borulardan kaybedilen ısı, iyi bir izolasyonla minimuma indirilmelidir. Mekanik borular genellikle, su geçirmez asbestli (amyantlı) çimento boru kılıfı içerisine sokularak izole edilmektedir. Bu izolasyon, boruları toprak altında korozyona karşı da korumaktadır.


Web Sorumlusu :