Haber : BAUN'dan Gündeme Dair: 23 Nisan "Demokratik Sistemin Evrimi ve Parlamenter Demokrasi"

BAUN'dan Gündeme Dair: 23 Nisan "Demokratik Sistemin Evrimi ve Parlamenter Demokrasi"


  • 22.04.2016

Balıkesir Üniversitesi bünyesinde hizmet veren öğretim elemanlarımızın, yerel ve ulusal gündeme ait görüşlerini, önemli toplumsal konular ve ortak sosyo-kültürel değerler hakkındaki değerli düşüncelerini yansıtmak üzere Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından oluşturulan “BAUN’dan Gündeme Dair Köşesi”nin yeni konuğu, Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Anık. Anık’ın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında “Demokratik Sistemin Evrimi ve Parlamenter Demokrasi” başlıklı yazısını beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz.

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
0266 612 1423 basin@balikesir.edu.tr 

Demokratik Sistemin Evrimi ve Parlamenter Demokrasi

“(...)23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, 1 Kasım1922’de saltanatın ilga edilmesi ve 29 Ekim 1923’te ilk Cumhurbaşkanı’nın seçilmesinden sonra Türkiye’de parlamenter sistem yerleşmeye başlamış ve günümüze kadar bu sistem uygulanmaya devam etmiştir.(...)”

Demokratik sistemin yaygın tanımlarından biri, devletin sınırları içerisinde yaşayan ve ona vatandaşlık bağıyla bağlı olan bireylerin, farklı alanlardaki yönetsel kararlarda yaptıkları siyasal tercihlerle etkili olmasıdır. Bu durum kısaca halkın egemenliğine dayalı yönetim biçimi olarak da ifade edilmektedir. Söz konusu tanımlamadaki halk vurgusu, ayrım gözetmeksizin bu konuda her bireyin eşit haklara sahip olduğuna gönderme yapmaktadır. Oysa günümüzde bu tanım yaygın olarak ifade edilmesine ve genel bir kabul görmesine rağmen, tarihsel ve sosyolojik açıdan bakıldığında bunun hep böyle olmadığını da belirtmek gerekir. Antik dönemde Yunan şehir devletlerinde uygulanan ve Atina demokrasisi ya da klasik demokrasi olarak bilinen uygulama, demokratik sistemin ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Nitekim demokrasi kelimesinin menşei de Antik Yunancaya dayanmaktadır. Halk ya da yurttaş gibi anlamlara gelen “demos” ile Yunan mitolojisinde “otorite, güç ve iktidarın canlı örneği” olarak kabul edilen mitolojik kahraman “Kratos/cratus”un isminin birleştirilmesinden oluşan demokrasi kelimesi, bu haliyle “halkın iktidarı” anlamına gelmektedir.

Doğrudan katılımcı demokrasinin de ilk örneği olan Atina demokrasisinde, nüfusun çoğunluğunu oluşturan kadınların, kölelerin ve yabancıların oy kullanma ve bu noktada siyasal taleplerde bulunma hakkı mevcut değildi. M.Ö. 4. yüzyılda Atina şehir devletindeki kölelerin sayısı, Atina vatandaşlarının sayısından fazlaydı ve siyasal hiçbir hakkı olmayan, özgürlüklerinden yoksun bu insanlara düşen, sadece efendilerine hizmet etmek ve onların isteklerini yerine getirmekti. Yabancı veya köle olmayan ve Atina vatandaşı olan kadınların da bu noktada siyasal haklardan mahrum olduğunu ve bu siyasal sistem içerisinde sadece Atina vatandaşı olan yetişkin erkeklerin oy kullanabildiklerini de hatırlatmak gerekir. Roma İmparatorluğu döneminde de demokratik olarak nitelendirilen haklar, gücü elinde bulunduran ve yüksek statü sahibi olan elit bir kesimle sınırlıydı. Güçlü bir merkeziyetçiliğin ve hükümranlığın sembolü olan Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasının akabinde, derebeyliklerin öne çıktığı ve Batı tarihi açısından karanlık çağlar (darkages) olarak nitelendirilen Orta Çağ’da demokrasi eksenindeki en önemli gelişmelerden biri, 1215’te İngiltere’de imzalanan Magna Carta (Büyük Özgürlük Fermanı/The Great Charters of Liberties) olarak kabul edilmektedir. Bu ferman, kralın yetkilerinin sınırlandırılması ve halka birtakım hak ve özgürlüklerin tanınması bağlamında önemsenmektedir. Bununla birlikte burada da halktan kastedilenin herkes olmadığını ve toplumda mevki sahibi, önde gelen isimler (soylular) olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim ferman, Papa III. Innocent, Kral John ve kendisine karşı isyan etmiş olan baronlar arasında barış temin etmek amacıyla imzalanmış ve kral bu ferman neticesinde; kilisenin haklarını koruyacağına, baronların illegal bir şekilde tutuklanmasını engelleyeceğine, feodal ödemelere sınırlandırma getireceğine ve adaletin hızlı bir şekilde gerçekleşmesini sağlayacağına dair bir takım güvenceler veriyordu. Tarihsel anlamda Magna Carta bu konuda özellikle ön plana çıkarılmakla birlikte, bu fermanın da esasen yine İngiltere’de 1100 yılında Kral I. Henry zamanında imzalanmış olan Özgürlükler Fermanı’ndan (Charter of Liberties/Coronation Charter) esinlendiğini de belirtmek gerekir. Bu ferman da belirli alanlarda kralın yetkilerine dair birtakım sınırlandırmalar getirmeyi esas alıyordu ve kralın bu noktadaki muhatapları da yine soylular ve kilise görevlileriydi. İngiltere’deki ilk temsilciler Meclisi olarak ise, Kral III. Henry’e karşı isyan eden ve zafer kazanan baron liderlerinden Simon de Montfort’un kendi adıyla anılan,1265’teki Simon de Montfort Parlamentosu (Simon de Montfort’sParliament) kabul edilmektedir. İngiltere ve İskoç Krallığı’nın birleşmesinden sonra Büyük Britanya’da ilk parlamento 1707 yılında kurulmuş, ancak bu parlamentoda da halkın tamamının değil, nüfusun sadece küçük bir kesiminin temsili söz konusuydu.

1789 Fransız İhtilali’nin oluşturduğu siyasal iklimde monarşilerin çözülmeye başlaması ve ulus-devletleşmenin giderek yaygınlaşmasıyla 19. yüzyılda yaşanan demokrasi deneyiminde de eril bir anlayış egemendir ve kadınların seçim hakkı söz konusu değildir. Yine bu dönemde sadece kadınlara değil, eğitim ve statü seviyesi düşük olanlara da oy hakkının tanınmaması gerektiği yönünde birtakım tartışmalar da olmuştur. Kadınlara ilk oy hakkı 1893’te Yeni Zelanda’da verilmiş,akabinde Avustralya (1902), Finlandiya (1906) ve Norveç (1913) ulusal seçimlerde kadınlara seçme hakkını veren ilk ülkeler olmuştur. Görüldüğü gibi tarihsel ve sosyolojik açıdan incelendiğinde demokrasinin günümüzdeki halini alması uzunca bir süreç sonrasında gerçekleşebilmiştir.

Demokrasinin Farklı Türleri ve Parlamenter Demokrasi

Demokratik sistem temelde; doğrudan demokrasi, temsili demokrasi ve melez demokrasi ya da yarı doğrudan demokrasi olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Yine demokrasi çeşitleri arasında da parlamenter monarşi, parlamenter ya da cumhuriyetçi demokrasi, liberal demokrasi, sosyal demokrasi, anarşist demokrasi, kozmopolit demokrasi, uzlaşmacı demokrasi, kapsayıcı demokrasi gibi pek çok farklı türden bahsetmek mümkündür. Bütün bu modellerin hepsini bu yazının sınırlı kapsamı dahilinde tek tek ele alıp değerlendirmek imkanı bulunmamaktadır. Bunun yerine belirli yaklaşımlar kısaca ele alınıp, Türkiye’deki parlamenter sistem ve başkanlık sistemi etrafındaki tartışmalar dikkate alınarak, temelde bunlara odaklanılacaktır.

Doğrudan demokrasi modeli, yukarıda bahsedilen Antik Atina’daki uygulamadır. Adından da anlaşılacağı üzere bu anlayış, temsilciler ya da aracılar olmaksızın, vatandaşların karar alma süreçlerine bizzat katılımını ifade eder. Demokratik anlayışın egemen olduğu pek çok ülkede çeşitli anayasal konularda zaman zaman başvurulan referandumlar, doğrudan demokrasi anlayışının ürünüdür. Günümüzde İsviçre’nin nüfusu kalabalık olmayan bazı kantonlarında uygulanan sistem, doğrudan demokrasi anlayışı kapsamında değerlendirilmektedir. Türkiye’deki ilk referandum ise, 1960 Anayasası için yapılan referandum olmuştur. Melez ya da yarı doğrudan demokrasi, temsili ve doğrudan demokrasinin kombinasyonundan oluşmaktadır. Türkiye’de yapılan değerlendirmelerde bu sistem sıklıkla melez rejimler ile karıştırılmaktadır. Melez rejimler genellikle bir ülkede demokratik bir anlayışın mevcudiyetine rağmen, otoriter bir yaklaşımın varlığına da işaret eder. Oysa melez demokrasi ya da yarı doğrudan demokrasinin bunla alakası yoktur. Bu anlayış katılımcı demokrasi olarak da bilinmektedir. ABD’de (California ya da New England gibi) belli bölgelerdeki uygulamalar ve İsviçre Federasyonu, yarı doğrudan demokrasi örneği olarak kabul edilmektedir. Bu sistemde referandumlar çok ön plandadır. İsviçre’de vatandaşlar, federal düzeyde meclisin aldığı yasal kararlarla ilgili değişiklik yapılmasını ya da referanduma gidilmesini talep edebilmektedirler.

Temsili demokrasi, bir ülkedeki vatandaşların kendilerini temsil edecek kişileri seçimler aracılığıyla seçtiği siyasal sistemi ifade eder. Bu sistem parlamenter demokrasi şeklinde olabildiği gibi başkanlık sistemi şeklinde de yürütülebilmektedir. Ülkemizde demokrasinin geçmişini Osmanlının son dönemine kadar uzatmak mümkündür. Bu konuda Tanzimat dönemi de referans gösterilse de asıl olarak Meşrutiyet dönemi parlamenter monarşi örneği olarak kabul edilebilir. Meşruti monarşi olarak da bilinen parlamenter monarşi, belli temsilcilerin bir araya geldiği parlamentonun yanı sıra kral, kraliçe ya da padişahın varlığına da işaret eder. Bugün dünyanın geniş bir coğrafyasında, çoğu Batılı ülkelerden oluşan parlamenter monarşi örneklerine rastlamak mümkündür. İngiltere, Avustralya, Kanada, İsveç, Norveç, Danimarka, İspanya, Hollanda, Belçika, Japonya gibi ülkelerdeki siyasal sistem parlamenter monarşidir. Bu ülkelerde kraliyet ailesinin genelde sembolik bir değeri vardır. Sembolik düzeyde kral ya da kraliçe ülke başkanı olarak gözükse de asıl yürütme organı, başbakanın başkanlık ettiği parlamentodaki hükümettir. Bu sistemde cumhurbaşkanlığı makamı yoktur.

Parlamenter demokrasi, halkın oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin parlamentoda yasama görevini yaptıkları sistemdir. Bu sistemde kral ya da sultanın yerini, cumhurbaşkanının aldığı ve başbakanın da olduğu sistemdir. Bundan dolayı cumhuriyetçi demokrasi olarak da bilinmektedir. Bu sistemdeki uygulamalarda cumhurbaşkanı devletin başkanıdır, ancak çoğu ülkede olduğu gibi genel olarak hükümetin başkanı değildir. Zira hükümete başkanlık eden başbakandır ve başbakanın yetkileri genel olarak cumhurbaşkanınkinden daha kapsamlıdır ve cumhurbaşkanlığı makamı da genelde sembolik bir role sahiptir. Bu sistemde genelde (senato ve kongre/parlamento olmak üzere) çift meclisli bir yapı vardır. Ancak Türkiye’de olduğu tek meclisli yapıya dayalı bir uygulama da söz konusudur. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, 1 Kasım1922’de saltanatın ilga edilmesi ve 29 Ekim 1923’te ilk Cumhurbaşkanı’nın seçilmesinden sonra Türkiye’de parlamenter sistem yerleşmeye başlamış ve günümüze kadar bu sistem uygulanmaya devam etmiştir.

Temsili demokrasinin bir diğer örneği olan “başkanlık sistemi” ise, devlet başkanı ya da cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçildiği ve oluşturduğu kabineyle yürütmeye de başkanlık ettiği sistemdir. Yürütme organı başkan ve kabinesinden oluşurken, yasama görevini de meclis yerine getirir. Parlamenter sistemde olduğu gibi mecliste güvensizlik oyu verilerek, başkanın ya da kabinenin düşürülmesi durumu bu sistemde söz konusu değildir. Başkanın meclisi dağıtma ya da lağvetme yetkisi bulunmamakla birlikte, tıpkı parlamenter sistemde olduğu gibi meclisin aldığı yasal kararlarla ilgili veto yetkisi bulunmaktadır. Bu sistem günümüzde ABD başta olmak üzere, Latin Amerika ülkelerinin neredeyse tamamında, (Nijerya, Sudan gibi) çoğu Afrika ülkesinde, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkelerde uygulanmaktadır. 

Doç. Dr. Mehmet Anık
Sosyoloji Bölümü
Sosyal Yapı ve Değişme ABD Öğretim Üyesi