Haber : BAUN'dan Gündeme Dair: Ramazan Ayı ve Kötü Alışkanlıklarımız

BAUN'dan Gündeme Dair: Ramazan Ayı ve Kötü Alışkanlıklarımız


  • 08.06.2016

Balıkesir Üniversitesi bünyesinde hizmet veren öğretim elemanlarımızın, yerel ve ulusal gündeme ait görüşlerini, önemli toplumsal konular ve ortak sosyo-kültürel değerler hakkındaki değerli düşüncelerini yansıtmak üzere Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından oluşturulan “BAUN’dan Gündeme Dair Köşesi”nin yeni konuğu, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muammer Erbaş’ın "Ramazan Ayı ve Kötü Alışkanlıklarımız" başlıklı yazısını beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz.

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

0266 612 1423 basin@balikesir.edu.tr 

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Bu yazımızda, Ramazan ayı bağlamında içki, kumar ve sigara gibi kötü alışkanlıklarımız konusu üzerinde durmak istiyoruz. Ramazan ayı bir rahmet ve bereket ayı olup, gerek ferdî, gerekse toplumsal yaşamımızda önemli hayırlara vesile olmaktadır. Nitekim bir yıl boyunca dünyevî zorluklarla mücadele eden Müslüman, bu ayda tabir yerindeyse adeta kendini manevî bakıma almakta, enerjisi azalan maneviyatını takviye etme ve bir yıl boyunca yaşadığı tecrübeleri dînî yönden değerlendirmeye tâbî tutma imkanı bulmaktadır.

Bu mübarek ayın vesile olması gereken hayırlardan biri de, kişinin sahip olduğu içki, kumar ve sigara gibi zararlı alışkanlıklarından kurtulması, bu yönde gayret sarf ederek bu ayın ulvî atmosferinden bu yönde istifade etmesidir. Çünkü bu ayda tuttuğumuz oruç ibadetiyle, bu zararlı alışkanlıkların temel sebebi arasında önemli bir ilişki vardır. Şöyle ki bu zararlı alışkanlıkların en önemli nedeni irade zayıflığı iken, oruç ibadetinin en önemli hedefi de Müslümanın irade gücünü güçlendirip pekiştirmektir.

Bu anlamda oruç ne demektir? Oruç, her türlü yeme, içme imkanına sahip olan bir Müslümanın, nefsi, midesi; “Ben açım, çok susadım,” diye feryat ettiği bir anda, ona karşı dönerek; “Ey nefsim, Ey midem, Ey dünya, Ey madde! Biliyorum ben yaşamak için sana muhtacım ve senin için çalışıyorum. Ama ben senin esirin, kulun ve kölen değilim. Çünkü ben, diğer canlılardan farklı olarak irade sahibi bir insanım. Ve benim bir ruhum, maneviyatım, ilkelerim ve hedeflerim var. Dolayısıyla ben, sana değil, sen bana, benim değerlerime tabisin ve ben, sen istediğin zaman değil, ben istediğim zaman yerim. Eğer gerekiyorsa ahlaki, manevi değerlerim için senden mahrum kalmayı bile göze alırım,” demektedir.

İşte Ramazan ayında böyle bir irade gücüyle takviye olan Müslüman, artık günlük hayatında ne haksız kazanç, ne rüşvet, ne de hile peşinde koşar.

İçki, uyuşturucu, kumar ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar, kişinin irade zayıflığından istifade ederek, yaşamına yerleşen birer marazî tutkudur. Bunlardan kurtulmanın yegane yolu, kişinin irade gücünü güçlendirmesidir. Nitekim Müslümanlar, Ramazan ayında oruç tuttuğu müddet zarfında bunlardan uzak durabilmekte, fakat birçoğu bu müddet sona erdiğinde, tekrar nefsine yenik düşmektedir. Halbuki onun oruç tutması, bizatihi kendisinde bu irade gücünün olduğunu, yani onun bu bağımlılıklardan kurtulabileceğinin en güçlü kanıtıdır. Biz de burada, bu tür alışkanlıkları olan kardeşlerimizden, bir adım daha atarak bu zararlı unsurları hayatlarından tamamen atmalarını istiyoruz.

Neden? Çünkü Yüce Rabbimiz, kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim’de bunların haram, yani yasak, yani zararlı olduğunu açık bir şekilde ifade ediyor: “Siz ey inananlar! İçki, kumar, putlara tapınmak ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değildir. O halde onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz! Şeytan, içki ve kumar ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde, (hala) vazgeçmeyecek misiniz?” (Maide 90-91)

Dinimizin bu zararlı alışkanlıklara ne denli soğuk baktığını anlamak için onun kutsal saydığı beş temel değere kısaca bakmamız faydalı olacaktır. İslam’da Müslümanın meşrû müdâfaa hakkına sahip olduğu ve aynı zamanda korumakla mükellef olduğu beş temel değer vardır ki, bunlar; kişinin canı, aklı, malı, nesli ve dinidir. Söz konusu zararlı alışkanlıklar, insanın sahip olduğu bu en temel değerlerin tamamını yok etmektedir.

1. Kötü alışkanlıklar, insanın aklını alır: Bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz (s.a.v.); ‘İnsanı insan yapan aklıdır. Aklı olmayanın dini de olmaz,’ buyurmuştur. İçki ve uyuşturucu, insanı insan yapan, onu diğer canlılardan ayıran en üstün gücü yani aklı örterek, onu kontrolden çıkmış, ne yapacağı belli olmayan bir varlık haline getirir. Uzun vadede de insanın aklî işleyişinde tahribata yol açar. Aynı şekilde kumar da, insanın sağlıklı düşünmesini engelleyerek, onun akıl dışı tasarruflarda bulunmasına ve sonuçta maddi ve manevi hayatının alt üst olmasına neden olur.

2. Kötü alışkanlıklar, insanın canını alır: Bunlar, etkisini uzun vadede gösteren birer zehirdir. Bazı zehirler etkisini birkaç saniyede, bazıları birkaç saatte, bazıları da daha uzun bir sürede gösterebilir. Ama bu, onların zehir olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu maddelerin vücutta yaptığı tahribat çok açıktır. Peki bu zehirler etkisini ne zaman gösterir? Kişiden kişiye değişmekle birlikte, genellikle insan kırk-elli yaşlarını aştıktan sonra, yani tam çocuklarını okuttuğu, onların mürüvvetini göreceği, torunlarını seveceği bir dönemde. Kişi tecrübe ve birikimleriyle hayata yeni atılan çocuklarına yardım etmeyi düşünürken, birden bu zararlı alışkanlıklardan kaynaklanan çok şiddetli hastalıkların pençesine düşer. Bunun sonucunda çocuklarına yardım etmek bir tarafa, tüm aile fertlerini kahredici ızdıraplara sokar.

3. Kötü alışkanlıklar, insanın parasını ve malını alır: Hepimiz bilmekteyiz ki, hali vakti yerinde birçok kimse, sırf içki, kumar gibi alışkanlıkları nedeniyle perişan olmuş, hem kendisini, hem ailesini tahayyül edilemeyecek durumlara düşürmüştür. Bir insanın sadece yıllık sigara masrafı, onun pek çok asli ihtiyacını karşılayacak düzeydedir.

4. Kötü alışkanlıklar, insanın neslini alır: En değerli varlıklarımız evlatlarımızdır. Hepimiz onların üzerine titrer, onlara en ufak bir zarar gelmemesine çalışırız. Halbuki kullandığımız içki, sigara gibi zararlı alışkanlıklarımızla bilerek veya bilmeyerek hem çocuklarımızı, hem de onlardan sonra gelecek nesilleri tehlikeye atmaktayız. Zira hamilelik döneminden itibaren dış etkilere açık hale gelen çocuk, anne-babasının aldığı alkol ve nikotin gibi zehirlerden doğrudan etkilenmekte, dolayısıyla onun henüz süt gibi olan taze bedeni ve zihnî gelişimi, telafisi mümkün olmayan rahatsızlık riskleriyle karşı karşıya gelmektedir. Yani biz, bile bile öz çocuklarımızı zehirlemekte, sadece kendimizi değil, gelecek nesillerimizi de tehlikeye atmaktayız.

Bakın şu araştırmanın ürkütücü boyutlarına: Alkol bağımlısı 215 ailenin 810 çocuğu üzerinde yapılan incelemede, bunlar içinde 640 sakat, %33 ölü doğum, 190 bağımlı, 112 zihinsel özürlü, 131 saralı, 145 akıl hastası, 62 suça meyilli tespit edilmiştir.

5. Kötü alışkanlıklar, insanın dinini alır: Peygamber efendimiz; ‘İçki ile iman bir arada bulunmaz,’ buyurmaktadır. Bu ne demektir? Yani iman, akılla bilinçli bir şekilde yapılan bir tasdik olup, az önce de belirttiğimiz gibi, aklî fonksiyonları işlemeyen bir kimse böyle bir ehliyet ve sorumluluğa sahip değildir. Ayrıca içki, uyuşturucu ve kumar gibi bağımlılıkların insanı zaman içinde hangi küfür sahiline savuracağı da belli olmaz.

Gördüğümüz üzere bunlar, birçok yönden dine ters düşmektedir. Zira bu dinin elçisi; ‘İçki bir ilaç değil, dertlere sebeptir,’ buyurmaktadır. Peki bu zararlı alışkanlıklara akıl, yani müspet bilim nasıl bakmaktadır? Bizim alanımız olmayan bu konuda, sadece tıp ilmine ait; ‘Bir kadeh alkol, bin beyin hücresini yok eder,’ tespitini nakletmek yeterli olacaktır sanırız. Diğer hususlarda olduğu gibi bunda da akıl ile vahiy, yani din ile müspet bilim arasında hiçbir yaklaşım farkı yoktur.

Bu konuda sıkça başvurulan; ‘Ben içiyorum, ama az içiyorum,’ mazereti, Hz. Peygamber tarafından şöyle reddedilmektedir: ‘Her sarhoş edici şey haramdır. Bir küp içildiği takdirde sarhoşluk veren bir şeyin, tek avucu da, tek yudumu da haramdır.’ Kaldı ki, kimse bu alışkanlıklara bağımlı olmak için başlamamaktadır.

Bu alışkanlıkların zararları sayılamayacak kadar çoktur: Her yıl binlerce can alan trafik terörünün ardında çoğu zaman içki çıkmaktadır. Sayısız cinâyet, terör eylemi içki ve uyuşturucunun eşliğinde gelmektedir. Ekonomik sıkıntılar içinde kavrulan aile bütçelerimiz, çoluk çocuğumuzun rızkı telef olmakta, daha da fakirliğe mahkum olmaktadır. Bireylerin, ailelerin, toplumun psikolojisi bozulmakta, madden ve manen çöküntüye düşmektedir. Yüzlerce doktor, bunların yol açtığı zararları telafi edebilmek için mesailerini sarf etmekte, bu uğurda sınırlı milli servetimiz çok pahalı tedavi giderlerine harcanmaktadır. Yüzlerce çiftçi ve işçimizin emeği, alın teri, zehirli birer duman olarak ciğerlerimize dolmaktadır…

Niçin? Basit birer zevk için!

Peki çözüm ne? Çözüm başkası değil, bizleriz. Her birimiz ferdî ve toplumsal sorumluluğumuzu bilerek irademizi güçlendirmeli ve çevremize örnek olmalıyız. Aile reislerimiz anne ve babalar, çocuklarına iyi örnek olmalı, bu konuda çocuklarını bilinçlendirmeliler. Aynı şekilde öğretmenler, talebelerine iyi örnek olmalı, teneffüslerde bir yandan sigara içen öğrenci yakalarken, diğer yandan kendi ellerinde sigara olmamalıdır. Topluma yön veren, örnek olan sanatkarlar, idareciler, aydınlar bu konudaki tavırlarına dikkat etmeli, söz ve eylemleriyle bu konuda müspet yönde çaba sarf etmelidir. Basın yayın organları, bu bilinci taşımalı, bu konuda etkin yayınlar hazırlamaya çalışmalıdır. Ayrıca Yeşilay gibi sivil toplum örgütleri, yılın sadece belli haftalarında değil, sürekli bu yönde etkin kampanyalar düzenlemeli, bu konuda başta tıp doktorları, din adamları, eğitimciler, psikologlar gibi farklı uzman kesimlerden yardım alarak, özellikle görsel ve somut tecrübî mücadele araçları hazırlamalıdır.

Rûhen ve bedenen sağlıklı bir toplum oluşturabilme dileğiyle. Hayırlı Ramazanlar.

Prof. Dr. Muammer ERBAŞ
BAUN İlahiyat Fakültesi Dekanı