BAÜ'den Gündeme Dair: İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü: 12 Mart itibarı ile İstiklal Marşı’nın kabulünün yıldönümünü yaşıyoruz. Bu çerçevede edebiyatımızın ve fikir dünyamızın temel taşlarından biri olan Mehmet Akif Ersoy ve milli marşımız olan İstiklal Marşı ile ilgili sizinle görüşmek istedik. Öncelikli olarak Mehmet Akif Ersoy’un millet kültürümüzdeki yeri üzerine neler söylersiniz?

Doç. Dr. Mehmet Narlı: Mehmet Akif, İkinci Meşrutiyet yıllarından bugüne; şiiri, kişiliği, düşüncesi ve Milli Mücadeledeki varlığı ile edebiyatımızı, sosyal, kültürel ve siyasal hayatımızı derinden etkileyen bir isimdir.  Böyle bir figürün, düşüncesiyle, şiiriyle ve kişiliğiyle edebiyatımızda, kültürel varlığımızın içinde, bir arka plan olarak bulunması veya siyasal bir simge, toplumsal bir aktör olarak yer alması son derece doğaldır. Gerçekten de, neredeyse yüz yıldır, ülke kalkınması, muhafazakâr modernleşme gibi hedefler ile vatan sevgisi, fedakârlık ve karakter gibi değerler bağlamında onun şiirlerine ve düşüncelerine atıflarda bulunuyoruz. 

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü: Bahsettiğiniz çerçevede Mehmet Âkif’in kişiliği hakkında neler söylenebilir?

Doç. Dr. Mehmet Narlı: Birçok araştırmacı Mehmet Akif’in ahlâki üstünlüğüne dikkat çekmekte, onun istikamet üzere yaşayan bir “büyük adam” olarak bir model insan olduğunu belirtmektedir. Büyük adamlar, devlet ve ikbal mevkilerinden uzak dururlar. Nurettin Topçu’ya göre “Büyük Adam”ların ruhlarına yakışan yer, büyüklük sandalyeleri değil, isyan ve mücadelenin saflarıdır. Akif’in önemli özelliklerinden biri de münzevî kişiliğidir. O, kalabalıkların içinde de yalnız yaşayan biridir. Âkif ve onun gibi büyük adamlar iç hayatlarında yalnızdır. Âkif’in inzivası, bilinenin aksine, halkın içindedir. Mehmet Âkif bir iman, aksiyon ve isyan abidesi olarak haşin mizaçlı, sert yürüyüşlü, zulme tahammülsüz bir kişiliktir.

Mehmet Akif’in dostu Mithat Cemal Kuntay da, Akif’te 100 kahramana yetecek ahlak ve seciye bulunduğunu; ama onun yine de sıradan bir insan gibi yaşadığını söyler.

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü: Mehmet Âkif’in kişiliği üzerine söylediklerinizi göz önüne alarak şairliği üzerine düşündüklerinizi de öğrenebilir miyiz?

Doç. Dr. Mehmet Narlı: Mimar Sinan, Yunus Emre, Mevlâna ve Fuzûli gibi Mehmet Âkif de milletin ruhunu taşıyan bir şairimizdir. Onun sanatı; ne şeklin, ne rengin, ne de plastik duyuşların sanatıdır. Nurettin Topçu’nun da belirttiği gibi onun sanatında dış âlemden kendi ruhuna, oradan da Allah’tan başka bir şey olmayan sonsuzluğa götüren yolculuğun izleri vardır. Sezai Karakoç’a göre “Akif'in şiiri bir nevi günlük (jurnal)tür. Ancak bir şairin “ben”i etrafında toplanan eşya ve olayların anlatılışı değil, bütün bir toplumun günlüğü… Bütün şiirlerini Safahat adı altında toplaması da bu günlük şuurunu gösteriyor. Savaş olmadığı zamanlar, toplumun günlük hayatından tablolar çizilir: Camiler, kahveler, hastalar, meyhaneler, yetimler, dullar, idarenin bozukluğu, rüşvet vs. Fakat şiir, toplumun fevkalâde günlerinde birden değişir; nehir bulanır, coşar. Bir toplumun hayatı nasıl bir nehre benzerse, belli bir dönemin toplumunu anlatan ve yansıtan Akif'in şiirini de bir nehre benzetmek mümkündür".

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü: Mehmet Âkif’in Millî Mücadele’de de etkin rol oynadığını biliyoruz. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Doç. Dr. Mehmet Narlı: Mehmet Akif,  daha Ankara’ya geçmeden önce Milli Mücadele’ye fiilen katılmıştır. İzmir’in işgalinden sonra 23 Ocak 1920’de Balıkesir’e geçmiş, Zağnos Paşa Camisi’nde bir konuşma yapmıştır. Bu vaazını Sebillür-Reşad’da yayımlayınca, dergisi sansüre uğramış ve kendisi takibata alınmıştır. İstanbul’da çalışma imkânı kalmayınca 10 Nisan 1920’de Ankara’ya geçmek üzere İstanbul’dan ayrılarak, oğlu Emin ve Ali Şükrü Bey ile beraber Ankara’ya gelirler. 30 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Camisi’nde vaaz verir. İstiklal Savaşı’na Burdur mebusu olarak giren Akif’in Kastamonu ve civarında yaptığı faaliyetlerin ayrı bir yeri vardır. İstanbul’dan Anadolu’ya gemiyle gönderilen silahların ilk durak yeri İnebolu Limanı’dır. İnebolu Limanı’ndan alınan silahlar, kağnılarla, at arabalarıyla, atların ve eşeklerin sırtında Kastamonu’ya gelir, oradan Ilgaz Dağları aşılarak bin bir güçlükle Çankırı’ya ulaşır. Çankırı’da büyük kışlada toplanan bu cephaneler, Çankırılılar tarafından aynı vasıtalarla Kalecik üzerinden Ankara’ya ulaştırılır. Silah sevkiyatının yapıldığı bu yol, tarihe “İstiklal Yolu” olarak geçmiştir.

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü: Mehmet Akif’in milli mücadelede dönemindeki önemi ve kişiliğinin yanında başka bir nokta var ki o da, bugün kabulünün de yıl dönümü olan, millî mutabakat destanımız İstiklâl Marşı ve marşın milletimiz için ifade ettiği anlamdır. Sizce bu önemli marşı nasıl anlamamız gerekir?

Doç. Dr. Mehmet Narlı: İstiklal Marşı’na, bir milletin bağımsızlığının hikâyesi, devletin moral değerlerinin inşası veya değerler sisteminin sembolü olarak bakılabilir. Fakat nasıl bakılırsa bakılsın; İstiklal Marşı’na eğilen her başın, seslendiren her dilin, duyan her kulağın idrak etmesi gereken ilk şey, dinin ruhunu karakterinin esası haline getiren bir şairin, bu kırk bir mısrayı yazdığıdır. Şiirin tematik değer alanını oluşturan; millet, bayrak, hak, istiklal, hürriyet, iman, ezan, şehit kavramlarını, hamasetten hakikate yükselten de bu karakterdir.

İstiklal Marşı, hem simgesel hem de tarihsel bir metindir. Simgeseldir çünkü varlığının bedelinin ne olduğunu anlayan bir milletin daimi inancını, azmini, niyetini ve cesaretini temsil eder. Tarihseldir çünkü özel bir devrin hayatını hikâye eder. Şiirin derin yapısında bulunan bu iki ilkenin de Mehmet Akif’le çok sıkı bir ilişkisi vardır. Simgesel ilkenin Mehmet Akif’in hayatında somutlaştığı hemen her insanın ortak görüşüdür. Metnin tarihsel tarafı ise Akif’in Milli Mücadele yıllarındaki hayatına bire bir denk düşer.

İstiklal Marşı, inancın ifadesi ve ümit telkiniyle başlayan şükür ve hak idrakiyle sona eren bir kompozisyona sahiptir: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” ile açılan metnin  “Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl” ile kapanması bu düzenlemenin göstergesidir. Bu iki uç arasında, karanlıktan aydınlığa uzanan, kavramsal ifadesiyle inançtan şükre uzanan bir akış vardır.

İstiklal Marşı’nda konuşan özne,  derin bir aidiyet duygusu içinde konuşur. “Ben” diye konuşan özne, “ocak” “millet” ve “hak” kavramlarının birbirini tamamladığı sosyal bir varlığın dili olarak genişler. Buradan bakılınca “konuşan özne” ile “konuşulan varlıklar” arasındaki mesafe ortadan kalkar ve böylece en temel ilke işaret edilmiş olur: Vahdet.

İstiklal Marşı’nın dili, Türkçenin iletişim, simgesel ve imgesel düzeylerini “duygu dili”nde odaklaştıran son derece ritmik ve akıcı bir dildir.

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü: 12 Mart “İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif’i Anma Günü”nde bizimle bu değerli bilgileri paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Doç. Dr. Mehmet Narlı: Ben de bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür eder, tüm Balıkesirlilere sevgi ve saygılarımı sunarım.


Haber Fotoğrafları

Henüz etkinlikle ilgili fotoğraf eklenmemiş

Diğer Haberler

 

Haber Ara

Henüz haberle ilgili fotoğraf eklenmemiş